Muratpaşa'da Sanat Var----Anadolu Sevdalısı büyük usta Fikret Otyam'ı, ölümünün ikinci yıldönümünde, sanatçı dostlarının ve sevenlerinin katılımıyla hep birlikte sevgi ve hasretle anıyoruz. Aramızda olmanızdan mutluluk duyacağız. FİKRET OTYAM ANMA PROGRAMI 8 Ağustos 2017 Salı / Saat: 20.00 Yer: Muratpaşa Belediyesi Kültür Salonu PROGRAM: Şükrü Erbaş, Atilla Erdem, Sümer Ezgü, İlyas Şimşek (Kulcan), İlke Türkdoğan ve sanatçı dostlarının katılımıyla...<----Muratpaşa'da Sanat Var




Antalya Sanatçılar Derneği


Ana Sayfa| Forum-Ana Sayfa| Yönetim| Üyeler| Tüzük| Bülten| Galeri| Üye-Sanat Haberi| Sanat Haberleri| Videolar| Fotoğraflar| Basından| İletişim|

ANSAN ÜYELERİNE SESLENİŞ

Antalya Sanatçılar Derneği:
'Üniversitelerin soğuk bir taş duvar olarak kalmasını kabul etmiyoruz'

ANSAN Yönetimi adına
Yönetim Kurulu Başkanı
CAHİT ÇAKÇIL

Değerli ANSAN Üyeleri ve Sanatseverler,
Temmuz soluk soluğa geçti. Geldi Ağustos. Ağustos'ta sanat yapmak zordur derler. Hele Antalya'da, nefes almak bile zor. Sıcak, ter kaynayan gökyüzü, ama neyse ki onbeşinden sonra ara sıcak günler başlar yavaş yavaş. Geçmiş yılların yaşanmışlığıyla sabittir bu, kanıtlanmıştır.

Yaylalardan söz etmiştik Temmuz bülteninde. Yaylalar aynı güzellikte. Denizlere koşmaktan söz etmiştik, ağaç gölgelerinden, hepsi aynı güzellikte.

ANSAN galerisi ve bahçesi en az insanlı zamanlarını sürdürüyor bugünlerde. İyi ki Naim Abi var, Servet bey, Hüseyin Bey var. Bu arada Deniz Mahallesi muhtarı Mustafa Bey'i de anmamız gerekir. Öğleyin gelip, çay ocağını açan, ortalığa çekidüzen veren Nazike Hanım'dan söz etmeden olmaz. Etkinlik günlerinde bir canlanma oluyor, bir kalabalıklaşma. Bu nedenle biz de etkinlik sayımızı olabildiğince sürdürdük Temmuz ayında.

Temmuz'da ANSAN Yaz Karma Sergisini açtık. Otuza yakın sanatçımızın tablolarından oluşan sergi ay boyunca beğeniyle izlendi..

Temmuz'da Sivas Katliamı’nda değerlendirmeleri ve şiirleriyle katılan Nuri Erkal'a ve günün anlamıyla ilgili şiir okuyan tüm katılımcılara çok teşekkür ederiz..

15 Temmuz'da yapmayı planladığımız Sagalassos gezisini, havanın mevsim normallerinin üstünde seyretmesi nedeniyle 15 Eylüle erteledik..

21 Temmuz'da "Sanat Erleri ve Eserleri" etkinliğinde Kocaçınar Rıfat İlgaz'ı andık. Onun onurlu kişiliğinden, öğretmenliğinden, ülke sevgisinden dem vurduk. Onun dik duruşunu, yılmaz kişiliğini, kendimize rehber edinmemiz gerektiği üzerinde durduk..

İyi ki, bu topraklarda böyle yüce gönüllü kişiler yaşamış, dedik. Tüm bu dedik, ettik, vurduk fiilleriyle biten cümleleri araştırarak, düzenleyerek, bir sunum halinde bizlere aktaran Yavuz Ali Sakarya'ya çok teşekkür ederiz. Etkinlikte ben de üzerime düşen görevi yaparak, katkı koydum. Mutluyum..

31 Temmuz'da Tuğba Kodal Resim Sergisi'nİn açılışını gerçekleştirdik. Sergi 6 Ağustosa kadar sürecek..

Değerli ANSAN Üyeleri, sanatseverler,.

Temmuz ayı boyunca ülkemizde ve dünyamızda yaşanan olayları da nerede olursak olalım, izledik, izlemeye çalıştık.

Günlerde devam eden "Adalet" yürüyüşü ve yürüyüşün sonundaki Büyük Maltepe Buluşması bizleri heyecanlandırdı.

2014 yılı 1 Aralık gününü anımsadık. ANSAN'ın Kalekapısı yerleşkesinden zor kullanılarak, mahkemeye itiraz hakkımızı kullanmaya bile fırsat verilmeden derdest edilip, sokağa atılışımız geldi aklımıza.

Parçalanan tablolar, kırılan masalar, sandalyeler, hırpalanan sanatçılar, feryatlar bir film şeridi gibi geçti gözümüzün önünden.

Ülkemizde çağdaş değerlerden, sanat eğitiminden, bilimsel eğitimden, özgürlüklerden, demokrasiden, insan haklarından adım adım uzaklaşmanın ayak seslerine çevrildi gözleriniz, kulaklarımız.

Sanatçı olarak, sanatsever olarak, çağdaş uygarlığı benimsemiş kişiler olarak sesimizi yükseltmenin gerekliliğine bir kez daha inandık, inancımızı pekiştirdik. Bunun için, her zaman olduğu gibi tüm uyanıklılığımızla, bilinçliliğimizle, kararlılığımızla bulunduğumuz her yerde bir radar gözlemciliğiyle sürdürüyoruz yaşamımızı.

Şimdi burada “Antalya Altın Portakal" film yarışmasından söz etmeden olmaz. Sayın Menderes Türel, önce “Altın Portakal" sözcüklerini çıkarmıştı bu 53 yıllık festival etkinliği adından, şimdi de, ulusal yarışma kategorisinin kaldırılmasını gerçekleştirmiştir. Bu kararı alırken, neden bir referandum yapıp, bu konuyu da halka danışmamıştır? Antalya Ulusal Altın Portakal Film Festivali, hiç kimsenin ve sayın Türetin malı değildir. Festivalin bütçesi de kimsenin değil, halkın parasıdır. Bu vahim yanlıştan geri dönülmesini istiyoruz. Antalya halkının iradesinin tanınmasını istiyoruz.

Değerli ANSAN Üyeleri, sanatseverler,

Sanat etkinliklerimize gelince, Ağustos ayında da sürdüreceğiz etkinliklerimizi. Gevşeten sıcaklara rağmen, inatla devam edeceğiz.

Ağustos ayı etkinliklerimizi bültenimizin sonunda görebilirsiniz.
Eylül ayı ile birlikte daha bir yoğunlaşmayı da planlıyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle sanat çalışmalarınızda ve yaşamınızın her alanında mutlu, sıhhatli, başarılı günler geçirmenizi dileriz.
Hoşça kalın, sanatla kalın.




* *
16. AKDENİZ ŞİİR GÜNLERİ

Sevgili ANSAN üyeleri,
16. Akdeniz Şiir Günlerinin onur konuğu değerli şair Ahmet Özer'den geçtiğimiz günlerde bir mesaj ve bir değerlendirme yazısı aldık. Her ikisini de siz değerli üyelerimizle paylaşıyoruz. Esenlikler dileyerek. ANSAN

Sevgili Cahit Bey,
Değerli Dostlar,
Antalya günleriyle ilgili yazımı gönderiyorum.
İlginiz, içtenliğiniz için yeniden teşekkür eder, selam ve sevgilerimle esenlikler dilerim.
Umarım aldığım notlarda bir eksiklik, bir yanlışlık yoktur. Yine de bir eksiklik olursa, bildirmenizi rica ederim. Bende de kimi fotoğraflar vardır. Gerekirse onları da gönderirim. Sevgilerimle.
Ahmet
Özer
ANTALYA'DA AKDENİZ ŞİİR GÜNLERİ'NDE YAŞAMAK
AHMET ÖZER
ANTALYA'DA ANSAN'DA ONUR KONUĞU OLMAK

80'li yıllarda Ankara'da yakın dostlarım Mehmet Yaşar Bilen, Burhan Güne ve İbrahim Olukluyla yayın yaşamına kazandırdığımız "Karşı" dergisi günlerinde tanıştığım Ankara Hukuk Fakültesi öğrencisi, şiire meraklı bir genç olan Turgay Değirmenci, ANSAN (Antalya Sanatçılar Derneği) adına arıyor. Antalya'da ANSAN'ın geleneksel olarak gerçekleştireceği etkinliklerin onur konuğu olmamı istiyor. Doğrusu bu isteğe olumsuz yanıt vermek olası mı?
Tarih konusu başlangıçta farklı düşünülse de kısa bir süre sonra 9-10 Haziran olarak belirleniyor. Oh ne güzel! Çünkü önceki tarih değiştirilince Bükreş'te düzenlenecek şiir etkinliğine katılmamda bir sorun olmayacak. Sevgili şair Osman Bozkurt'a bu haberi verince oluşan sevinci birlikte paylaştık.
Bükreş dönüşü bir süre İstanbul'da kaldım. Ankara'da işlerim yoğundu. Ne olursa olsun Haydarpaşa Kitap Fuarı'nda bir soluk almalıydım. Açılışı 3 Hazirana denk düşürülen fuarın ilk konuklarından olduk. 3 Haziran, büyük şairimiz Nazım Hikmet'in ölüm yıldönümüydü. 4 yıl önce Moskova'da Novadoviçye mezarlığında gömütü başında yakın dostlarımla tören düzenlemiş, şiirlerini okumuştuk. Fuarın açılış günü buluştuğumuz şair arkadaşım Ali Mustafa'yla Nazım üzerine özgün kitaplara imza atan Melih Güneş ve yazar Emin Karaca'yı dinleme olanağı bulduk. Haydarpaşa'daki kitap fuarını bir başka yazımın konusu yapmayı düşünüp^sözü Antalya'ya getirmek en iyisi.
ANTALYA DEYİNCE...
Antalya'ya daha önce iki kez gitmiştim. Bu üçüncü yolculuk olacaktı. Antalya'da yakından tanıdığım, yaşamını bildiğim pek çok ad sıralandı içimde. Epey eskilerden Hami Macit Selekler, Baki Süha Edipoğlu yazın dünyasından yazdıklarını bildiğim şairlerdi. Metin Demirtaş'la 1981'de çıka ilk kitabım Ayrı Beraberliklerle pekişen güzel bir dostluğumuz vardı. Ne çok mektuplaşmış, kitaplarımızla bir gönül köprüsü kurmuştuk. Ölümüne yandığım şairimdi. Ona zaman zaman “Yazın tarihimize altın harflerle yazılmanızda ’Che Guevera' şiiriniz yeter ağabey" derdim. Bir seferinde Bilkent'te öğrencilerimize konferans vermesinde önerimin olmasından sonsuz mutluluk duymuşumdur. Daha nice tanıdığım, dostum vardı Antalya'da. Çorum'dan tanıdığım şair-müzisyen Gazanfer Eryüksel, Tuzla Piyade Okulundan asker arkadaşım Murat Duman ile yine aynı dönemi paylaştığımız şair Abdullah Şanal, sevgili Neşe Karel, şair-yazar TRTye yıllarını veren Nuri Erkal, ilk şiirini yayımladığım Betül Tarıman, edebiyat öğretmeni İsmail Odabaş ve canım kardeşim, hemşerim 52 yıllık arkadaşın matematik virtüöz'ü Zeki Karahasanoğlu... hemen aklıma gelen adlar oldu. E Önemlisi de çok sevdiğim bir kardeşimin -sevgili Cemal Aydın'ın- o toprakların bağrında yatışının bendeki etkisinin büyüklüğüydü.
GÜNDEMDE NE VAR
Antalya’da ANSAN 16. Akdeniz Şiir Günlerinin "Onur Konuğu" olmak sanat yaşamıma eklenecek büyük sorumluluktu. 16. Akdeniz Şiir günleri 9 ve 10 Haziranda iki oturum olarak düşünülmüş, ilk oturumda "2000'lerde Şiir" üzerine Zekiye Yüksel ve Mustafa Ceylanla konunun irdelenmesi istenmişti.
İkinci oturumun konusu: “Türk Edebiyatının Ekonomi Politiği-Yayıncılık Sorunlarf'ydı. Konuyu Ahmet Yıldız-Gazanfer Eryüksel ve Turgay Değirmenci'nin anlatması uygun görülmüştü. 10 Haziranda, 50 yıllık süreçte yazdıklarım Nuri Erkal, Nusret Gürgöz ve Ahmet Yıldız tarafından irdelendikten sonra şiirlerimden bir demet ” Şiir Okuma ve Şiiri Okuma" başlığı altında sunulacaktı dinleyenlere. KTÜ Edebiyat Fakültesinde öğrenim görürken tanıdığım, yazın dünyasında öyküler ve eleştiriler yazan, dergi ve yıllık yayımlayan öykücü-eleştirmen Ahmet Yıldız’ın bu etkinlikte görev alması, benim için de sevindirici olacaktı.
ANTALYA HAVALİMANINDAN ANSAN’A
Ahmet Yıldız'la 8 Haziranda Esenboğa'da buluştuk. İşlemlerin ardından bir saatlik yolculuktan sonra Antalya havalimanındaydık. Az bildiğiniz bir kentte, indiğiniz araçtan sağa sola bakınırken cep telefonunuzun çalması, sizi bekleyenlerin olması ne güzeldir. Bunu özellikle yurtdışı yolculuklarımda yaşamış, hayli duygulanmışımda. Yurdunuzda da olsa, bir yerde yalnızsınız. İşte o anda bir telefon sevincinizi katlayıverir. Kısa bir süre sonra ANSAN Başkanı sevgili Cahit Çakcıl karşılıyor bizi. Geldikleri araca eşyalarımızı koyup yola giriyoruz. Cahit Bey hem geçtiğimiz yerlerle ilgili bilgi veriyor hem ANSAN'da düzenlenen etkinliklerin bugüne geliş sürecini anlatıyor. Bir coşkuyla katılıyoruz anlatılanlara. Antalya, bahar yaz arasını yaşıyor, her yan çiçek her yan ağaç. Palmiyeler alabildiğine boy atmış. Kauçuk ağaçları dal budak salmış. Manolyaların çiçekleri ışıl ışıl. Cahit Bey, ANSAN'ın dinleyicilerle nice güzellikleri paylaştığı mekândan belediyenin zoruyla, yasadışı kararla gaz yağmurunda çıkarıldıklarını anlatırken içim eziliyor. Yerel yöneticilerde azıcık duyarlık, azıcık bilinç olsa yatırımlarının önemli bir bölümünü bu alana yöneltir, toplumun en saygın kesimlerinden biri olan sanatçılarla, yazar ve şairlerle gerekli bağı koparmazlar.
SANATLA İÇ İÇE BİR GÜZELLİK
ANSAN'ın yeni yerine varıyoruz. Burası Fikret Otyam Sanat Parkı ile iç içe. ANSAN'ın dış duvarlarında Fikret Otyam'ın resimleri. Fikret ağabeyle tanışmış, yıllardır yazışmış olmanın erdemini duyuyorum orada. Kitaplarını okumuş, albümlerinde gezinmişimdir. Onunla ilgili şiirim üzerine mutluluğunu ifade etmiş, birlikte bir güzelliği paylaşmışızdır. Büstünün önünde bir fotoğraf çektirip sesleniyorum ona. Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal'ın yaptırdığı ve Eylül 2015'te açılan anıtta Gazeteci-Yazar-Ressam- Fotoğrafçı Otyam'la (1926-2015) ilgili şu not yer alıyor: "Yaşamı boyunca 'halkın gözü, kulağı, sesi' oldu."
ANSAN'da kimi sanatseverlerle tanıştık. Sevgili arkadaşım Murat Duman biz gelmeden varmıştı ANSAN'a. Bir süre sonra, kalacağımız DSİ tesisine gittik. İlk gün küçük bir oda verdiler, geceyi orada geçirdik, ertesi gün odayı değiştirdiler. DSİ bir uçurumun üstüne kurulu, karşıda uçsuz bucaksız Akdeniz. Kıyıda deniz alabildiğine derin. Burada denize girmek gerçekten yürek ister. Devletin çalıştırdığı, insana hizmete yönelik kurduğu tesisler zamanla elden çıkarıldı. O zaman da özel sektörün yüksek fiyatlarını göğüsle gögüsleyebilirsen.
ANTALYA'DAN “İNSAN MANZARALARI"
Sevgili şair Gazanfer Eryüksel, hayli zamandır Antalya'da sanatın çekim alanındaki dostlarıyla bir güzelliği paylaşmanın coşkusunu taşıyor. Her gittiği yere sanat duyarlığı taşıyan bilgisiyle yeteneğini sanata sonsuz saygısıyla bütünleştiren bir değerimiz. İstanbul'un tarihsel kimliğinden aldığı birikimleri şiir ve müziğinde kullandığı gibi mizahına da boylu boyunca yerleştirebilmiş. Kimi konuları ilginç taklitler yaparak anlatıyor, sesine binbir çeşit perdeler katarak, sözünü inceden inceye tartarak dinleyenlerine sunuyor. Ara sıra aile bireylerinin tarihsel kimliğine gönderme yapıyor. “Aşk olsun Gazanfer” diyorum. "Senin anlattığın kişileri biz rüyada bile görememişizdir." Nuri Erkal tam bir coşku insanı. TRT yıllarında nice birikimli insanla çalışmanın ona kazandırdığı güvenle bir konudan bir başkasına yolculuk yapıyor. Yıllar önce gittiğim Antalya'da, Antalya Gazeteciler Cemiyetindeki etkinliği an be an anımsıyor. Orada değerli eşinin söylediği İsmail Baha Sürelsan'ın bestesinden söz ediyor. Şiirlerle, öykülerle yaptığı yolculuğun kanatlarında geziniyor. Bir de ekliyor: “Yarın sabah erkenden TRT Antalya Radyosunda arkadaşlar senmle bir söyleşi yapacaklar. Gerekli bağlantı kuruldu. Sabah TRT aracıyla sizi ANSAN'dan alacaklar..."
Öğle saatlerinde ANSAN'daki etkinliğe geç kalınmadan radyoda düşüncelerimi aktarma olanağı bulacağım. Erkal'a duyarlığı için teşekkür ediyorum. Yıllar boyu nice radyolarda konuşmuşluğum var. Hatta bir ara TRT Ankara Radyosu'nda sanat-kültür konularında 51 hafta süren canlı yayın yapmıştım.
TRT ANTALYA RADYOSU
TRT Antalya Radyosu'nda konuk olarak büyük ilgi gördük. Radyo çalışanları sesleriyle var olurlar. O da çoğu insanın düşlerine nice dünyalar katar. Spiker hanımefendinin soruları yaşamım, yapıtlarım ve ANSAN'daki etkinlik üzerineydi. Antalya'da sanatla iç içe iki güzel gün yaşayacaktık. Söyleşide yaşanacak güzelliği anlatmaya çalıştım. Yıllar önce geldiğim Antalya'da dostlarımla gezdiğim Perge, bana “Kestros" başlıklı bir şiir yazdırmıştı. Radyoda o şiirimi okudum değerli dinleyicilere. Kentin uzağında doğa içinde bir güzel ortamda yayın yapan TRT Antalya Radyosu çalışanlarına içten teşekkür ediyorum.
ANSAN VE HASANAĞA'DA GEÇEN ZAMAN
ANSAN'da Mülkiyeli Naim Bey, sevgili arkadaşı şair Ergun Evrene telefon ediyor ve seslerimizi buluşturuyor. Ergun Evren, rahatsızlığını dile getiriyor. En kısa zamanda kendisini ziyaret edeceğimi bildiriyorum. Turan Ergün ve Almanca öğretmenliğinden emekli, duyarlı, sanatın inceliğiyle harmanlanan bir yüreğe sahip Nadire Sönmezle sanki yıllardır tanışmış gibiyiz. Nitekim eşim Nazlı Hanım'ın 70'li yıllarda görev yaptığı Konya Kız Ortaokulunda Nadire Hanım'ın da bir süre öğretmenlik yapması bir dostluğun gelişmesine yetiyor.
Akşam yemeğe gitmek için ANSAN'dan ayrılıyoruz. En güzeli yaya gitmek. Yollar geniş, çevre ağaçlı, meydanlar geniş. Bir süre yürüdükten sonra Önümüze I. Gıyaseddin Keyhüsrev'in atlı heykeli çıkıyor. Önünde durup fotoğraf çektiriyoruz. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Antalya'nın ilk Türk fatihi. 5 Mart 1207 tarihinde fethettiği Antalya'da, ilk Türk donanmasını da kuran kişi. Anıt, heykeltıraş Meret Oıvezov'un yapıtı.
Muratpaşa Belediyesi Başkan yardımcısı şair Ferruh Tunç, Ahmet Yıldız'la bağlantı kuruyor. Ahmet ilk gece Ferruh Tunç'un davetine katılıyor. Bu gece olmasa yarın gece birlikte olacağız nasıl olsa. Hasanağa Restaurant'a girerken İstanbul'da sanatçıların mekânı olan Yakup Lokantasıyla Hatay Restoranı anımsadım. Hiç kuşkusuz burada da nice türküler, nice şarkılar söylenmiş, onca şiirler okunmuştur. Güzel bir bahçe, müşteriyi bekleyen masalarla donatılmış. Bu yerin duvarlarında daha önce değerli şairlerimizin şiirlerinin yer aldığını söylüyor Cahit Bey.
16. AKDENİZ ŞİİR GÜNLERİ
ANSAN'da ilk etkinliğin konuklarıyız. Konumuz: "2000'lerde Şiir'' Düşüncelerimiz 80'!erden sonra Türkiye'nin değişen toplumsal yapısına koşut olarak sanatta da farklı alanlar açılması üzerineydi. Ekonomi-politik alandaki değişim sanatta da farklı alanlar yaratmıştı. En önemlisi de medyatik bir düzen kurulmuştu önümüze. Değer yargıları değişmiş, toplumsal heyecan yön değiştirmişti. Basın-yayın alanında tekelleşme olmuş, reklam dünyası istediğini ön plana çıkarıp istemediğini yok sayar olmuştu. Sanatın tüm dallarındaki erozyon şiire de yansımış, topluma yabancılaşan bir şiir gündeme oturmuştu. Kuşkusuz olumsuzlukları sergilemek yetmez. Çözüm yolları da önerilmiş, iyi sanat ve sanatçının emeğinin her koşulda sahiplenilmesinin gerekliliği üzerinde durulmuştu.
Etkinliğe bir zamanlar Trabzon Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapan sevgili dostum İsmail Odabaş'ın katılmasına sevindim. Odabaş epey zamandır AntalyalI. Eli kalem, tutan pek çok öğrenci yetiştiren Odabaş'a takılıyorum. "İyi ki buraya geldim, yoksa burayı nereden bilecektin." diyorum.
İkinci Oturuma Turgay Değirmenci arkadaşımız katılma olanağı bulamadı. Etkinlik Gazanfer Eryüksel'in yönlendirmesiyle Ahmet Yıldız'ın açıklamalarıyla biçimlendi. Yıldız, özellikle yayın dünyasındaki olumsuzlukları sergiledi. 12 ^Aart ve 12 Eylülün sanata nasıl bir kaftan biçtiğine örnekler verdi, kendi çalışmalarından söz etti. 12 EylüTde siyasal düzlemde yaşadıklarının yanı sıra Edebiyat-Eleştiri dergisiyle yaptıklarını, çıkardığı 2006 Edebiyat Yıllığıyla neyi gerçekleştirmek istediğini ayrıntılı olarak aktardı. Özellikle kimi medyatik edebiyatçıların arkasındaki güçlerin kimler olduğuna vurgu yaptı.
Hasanağa'daki ikinci gecemiz daha da renkliydi. Özellikle Cahit Çakal'ın Edip Canseverin "Mendilimde Kan Sesleri" şiirini ezberden okuması gerçekten takdire değerdi. Gazanfer ve Nuri Erkal'la dağarcığımızdaki şiirleri sununca, Ferruh Tunç, "Benim ezberim sizlerinki gibi güçlü değil, izin verirseniz bir şiirimi cep telefonumdan okuyayım." dedi. Uzun bir şiirin cep telefonundan okudu.
Böyle masalardaki söyleşilerin ayrıntılarını yazma konusunda N\uzaffer Buyrukçu gerekir diye düşündüm. Buyrukçu, bu gibi ortamları ne güzel anlatmıştır.
ANTALYA SOKAKLARINDA BİR GEZİ
10 Haziranda, öğleden sonra başlayacak etkinliğe epey zaman vardı. Bu zamanı değerlendirmek için sevgili arkadaşımı Zekiyle buluştuk. Zeki, yıİle önce buraya yerleşen dostum, kardeşim. Arkadaşımız Cemal Aydın'ın özendirmesiyle yıllar önce İstanbul'dan ayrılıp Antalya'ya gelmişti. Ne yaz ki yanlış tedavi sonucu yitirdiğimiz arkadaşımız Cemal'i toprağa verdikten
>>>Devamı Ağustos Bültenimizde

FOTOĞRAFI OKUMAK
MUZAFFER GÜRBOĞA EĞİTİMCİ-YAZAR

İnsanın görgüsü bilgisi deneyimi arttıkça okumaları artıyor, okumalarının sınırları genişliyor. Kitap okumadan, yüz okumaya, insan okumadan, maç okumaya, siyaseti okumadan, olay, durum ve ilişkiyi okumaya değin.
* Fotoğraf okumayı da bileceksin, sadece bakmakla yetinmeyerek. Fotoğraf okumak, kitap okumadan daha zordur. Anlamak için donanım, derinlik ve yoğunlaşmak gerekir. Okuduğunuz bir kitabı ikinci, üçüncü okuyuşunuzda bir önceki okumalarınızın ne kadar eksiklik içerdiğini görürsünüz.
* Fotoğraflarıma fasılalarla sık sık bakar, düşünür, yorumlarım. Bu içsel yolculuk olanağı sağlar bana. Zaman tünelinde bir yolculuk gibi gelir. Geçmişe ait titreşimler alırım, enerji alırım. Fotoğraf aracılığıyla geçmişin peşine düşerim. Hem geçmişi hem de şimdiyi yaşatır bana fotoğraflar. Yaşadıklarım benden neler götürmüş, neler kazandırmış karşılaştırma fırsatını bulurum.
* Fotoğrafa boyut kazandırmak, anlam yükleyip zenginleştirmek elimizdedir. Bundan yararlanabiliriz. Geçmişe ne kadar iyi bakarsak, şimdi ve geleceğimizi de o denli iyileştirmiş oluruz. Fotoğrafa dokunduğumda hissettiğim haz, aslında fotoğrafa sinen hafızaya dokunmanın enerjisindendir.
* Her fotoğraf geleceğe iz düşmek, o anın titreşimlerini geleceğe taşımak değil midir? O günkü yaşamlar fotoğraf aracılığıyla dile gelir. Ama hiçbir fotoğraf sırlarını öyle bir kerede kolayca ele vermez. Her fotoğrafa bir sesin, bir şarkının eşlik ettiğini düşünürüm. Zamanın ruhuna uygun olarak. Ama o titreşimleri almak için fotoğrafın dilini iyi bilmek gerekir. Bu her sanatta vardır. Her sanat yapıtı ifade etmeyi kendine uygun dille yapar. Eğitim de yaşamı, doğayı okuma sanatıdır.
* Fotoğraf lar bu anlamda yol göstericidir kendimizi tanımak ve geliştirmek için. Tıpkı rüyaları yorumlayıp şifa bulmak gibi. Tek bir fotoğrafımız bile çok şey anlatır bizimle ilgili, toplumsal yapı ile ilgili.
Benim başımdan geçenlerle ülkemin başından geçenler aynıdır.
* Fotoğraf çekmek nasıl ki bir teknik, yaratıcılık gerektiriyorsa, fotoğrafı okumak yorumlamak ta öyle. Fotoğrafa anlama amacıyla baktığınızda, artık siz eskisi gibi kalamazsınız, etkilenir değişirsiniz.
Görsel belleğimizdir onlar.
* Hafıza sorunu olan bir toplumuz. Çok çabuk unutuyoruz. Bu yüzden fotoğraflara sık sık bakarak, onu okuyup yorumlayarak günümüze ışık tutabiliriz. Hele fotoğrafların arkasına yazılan yazılar, notlar yok mu? Onların fotoğrafa yüklediği çok anlam vardır. Fotoğrafın yarattığı etkiyi güçlendirir.
* Etkilendiğiniz fotoğrafların siz de uyandırdığı duyguların peşinden ayrılmayın sakın. Geçmişten elimizde kalan son şeylerdir onlar.


GAZANFER ERYÜKSEL-Müzisyen-şair
I
Var-yok sarkacında salınanlar, bu devinimi sorgularken, oluşan söylemdir felsefe...
II
Şeylere içinden ve dışından bakarken ezberletilen anlam dünyasındaki çöküşün boşluğu... Eksikliğe tanık olmak, artının eşiği bir duruştur.
Var-yok salınışında hiç... Üçüncü köşesi zamanın...
III
Hem suskunun sesi, hem de sözün suskusu olmak doğasıdır şiirin. Şair, bu ikili yapıda şiirini inşa ederken yeni bir şey söylemekle olanı tekrarlamak arasında kendine bir söylem seçer. Söz/şiir veya mutlak gürültü/papağan gevezeliği...
IV
Şiirde duyarlığı mümkün kılan nedir?
Şeyler, hayat ve zaman üçgeninde göveren bir prizmadan kırılarak yansıyan söz, şiir/şair merceğinde bir kez daha kırılarak kağıda düşer. Ağıt... Hem o, hem öteki, hem de hiçbiri olmak...
V
Şiir, bizim/okurun beklentisinin hem azını, hem de çoğunu içerir... Söylemin bitmemişliği...
VI
İnsan/birey gördüğü, duyumsadığı ve öğrendiği şeylerin dürtüsüyle kendini başka bir yere, aidiyet hissetmediği bir toplumsal yapıya savrulmuş halde bulur. Kendine ve hayata yabancılaşan /yabancılaştırılan birey /okur söylenen-söylenmeyen eksikliğine tanıklık ederken “niçin" sorusu ile yüzleştiğinin çokluk farkında değildir. Bu sarmalda zamanı yeniden kurgulayan sanat/şiir, şeyleri sorgulamanın eşiğinde bırakır bizi.
VII
Harflerin gerçek bir nesne olduğu sanısı yazıda bir yanılsamadır.
VIII
Zamanın bütünselliği içinde şeylerin kişisel zamanları vardır. Zaman, zaman içinde bir yapısallıktır bu.
IX
Şiir, hece ve aruz vezinleriyle kafiye düzenin ötesinde bir söylemdir.
X
Bir şeye isim verdiğimizde onun var olduğunu düşünmek nasıl da yanıltır bizi... “Edebiyatın ekonomi politiği" konulu bildiri için konuşmam istendiğinde ilk aklıma gelen bu tümce oldu.
XI
Selçuk Altun'un torunu Ali (doğ. 2012) babasıyla Nişantaşı'nda yürürken kaldırımda henüz yeşilini yitirmemiş bir yaprak görür ve alır. Sonra da babasına, onu sonbahar olmayan bir yere götürmeyi önerir...
XII
Antalya Kaieiçi'nde bir arkadaşın çalıştırdığı bir balıkçıda Can Yücel’in bir aile dostu ile tanıştım. Laf lafı açtı, dereden tepeden, atlaya zıplaya konuşurken, Can Yücel'in cenazesi için Datça'ya gittiğini söyledi. Cenazeye 4-5 yaşlarında olan torununu da getirmişler. Defin işlemi bittikten sonra çocuk babasına sormuş, “Dedemi diktik, ne zaman bitecek?"
XIII
"Yazmak çağrışımlardan bina kurmaktır. Her şeyi, çağrışımları algılayıp, yaratıcı eyleme dönüştürmektir." Adnan Binyazar
XIV
Her şey harf olabilir. Ama bazı şeyler diğerlerine göre daha çok harftir ve harfiyen kalırlar.








Yavuz Ali SAKARYA
GÜZEL OLAYLAR, BİR BİRİ ARDINA (2)
“YAŞAMAYA DAİR”

Savaş, ölümdür, kandır. Mermidir, baruttur. Yeri geldiğinde bombadır. İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren iki bombadan söz ediyoruz. Hiroşima ve Nagasakiye atılan, ve düştükleri yerde uzunsüre ot bitmeyen, etkileri aradan yüz yıla yakın zaman geçse bile bitmeyen. Can alan, canlar yakan iki bombadan, İnsanlığın yüz karası Atom bombasından söz ediyoruz.
*
Geçmişe bakınca, 6 Ağustos 1945 gününü, tarihin insanlık adına utanarak yazdığı, bir daha yaşamak istemediği bir tarih olarak anımsıyoruz.
*

Bir de ölüm kusan bu ortamda bile, inadına yaşama asılan, ölüme direnen canlılar var. Onlar, savaşa, bombaya inat yaşarlar, yaşama asılırlar. Ölmez direnirler. Adını dahaönce duydunuz mu bilmiyorum, ama “Gingko Biloba” işte böyle bir bitki. Uzun yaşaması, tapınaklara yakın yerlerde dikilmesi nedeniyle kutsanması, “Mabet ağacı” denilmesi de zaten bu yüzden.
*
Mabet ağacının bir başka adı da “beyin ağacı”. Bu çok dayanıklı bitki, “Ginkgoaceae” bitki familyasının tek cinsi olarak biliniyor. 30- 35 metreye kadar uzanan boyları ile ginkgo biloba ağaçları, özgün ve sıra dışı türler olarak yetiştikleri yerlerde hemen dikkat çeken bitkiler.
*

Çin gibi, Japonya gibi uzak doğunun köklü kültürlerinde binlerce yıldan bu yana bilinen ve kullanılan bu bitkinin, dozunda alındığı zaman beyin gelişimi, kalp rahatsızlıkları ve dolaşım sistemi bozuklukları için iyi geldiği ve kullanıldığı da söylenmektedir. Bu ağacın, yaklaşık 1000 yıl yaşadığı bilinmektedir. Yaprakları, yarım şemsiye ya da yelpaze şeklindedir.
*
Özellikle Çin ve Japonya gibi oldukça yağış alan bölgelerde ve ılıman iklimlerde ve tapınak bölgelerinde yetiştirilen bu ağaç, uzun ömürlü olması nedeniyle dünyanın en eski ağaçları arasında yer almaktadır.
*
İkinci Dünya Savaşı’nda Hiroşima’ya atılan atom bombasının yok edemediği tek canlı türü olan mabet ağacı, uzun ömrü ve dayanıklılığı nedeniyle, aynı zamanda umut ve direnci de simgeleyen bir ağaçtır.
*
Özellikle Hiroşima, atom bombasına maruz kaldığında, bomba atılan bölgede sağ kalan tek canlı örneğinin “ginkgo biloba” ağacı olması, onu araştırmaların ilgi merkezi, incelemelerin odak noktası yapmıştır.
*
Bir de toplumun, çevreye duyarlı, doğanın korunmasını yaşam boyu dert edinen kanaat (fikir, düşünce) ve proje önderleri vardır. Onlar, kendilerini değil, daha çok toplumun esenliğini, birliğini, dirliğini düşünürler. Her fırsatta projeler üretirler, uygulamaya koyarlar ve davranışları ile de bizzat topluma önayak olurlar. Yerel, ulusal, ya da evrensel değer taşır projeleri. Her işlerinde toplumun nabzını tutarlar, tutulması gereken yolu gösterirler. Topluma, umut ve direnç aşılarlar. Güven verirler. Bugünden geleceği düşünürler. Kalıcı bir toplum için yaşarlar. Sapına kadar toplumcudurlar.
*
Türkiye Ormancılar Derneği (TOD) Batı Akdeniz Şubesi Başkanı Prof. Dr. Tuncay Neyişçi, işte böyle biridir. Emekli olmasına karşın, kendini toplum hizmetinden emekli etmeyen, ayaklarının üzerine bastığı sürece, proje üretmeye, uygulamaya devam eden, çevresini de o şekilde yönlendiren bir arkadaşımızdır. Tuncay Bey, iyi bir ekibin, iyi bir yöneticisidir.
*
Ne alaka diyorsanız, yukarda sözünü ettiğim dağınık ve ilintisiz görünen konuları şimdi nasıl toparlayıp, nereye bağlayacağımı düşünüyorsanız, işte yanıtı:

*
Özelliklerini sayıp döktüğümüz Mabet ağacını, Antalya kenti ile buluşturmak isteyen Türkiye Ormancılar Derneği (TOD) Batı Akdeniz Şubesi, 72 yıl önce Hiroşima’ya ilk atom bombasının atıldığı 6 Ağustos gününü hep akılda tutmak, insanlığa bu musibeti unutturmamak adına, anı ağacı olarak mabet ağacı dikimini gelenek hale getirme kararı vermiştir. Ne güzel değil mi?

*
Antalya Muratpaşa ilçe Belediyesi ile işbirliği yapan Türkiye Ormancılar Derneği Batı Akdeniz Şube Başkanı Prof. Dr. Tuncay Neyişçi ve ekibi, ortaklaşa gerçekleştirdikleri bu projenin nükleer savaşa karşı oluşun bir göstergesi olduğu kadar, mabet ağacının da bir canlı türü olarak atom bombasına bile karşı koyduğunu göstermesi bakımından önemli olduğunu vurgulayarak işe girişmişlerdir.
Hiroşima’da, bombalanan alanda tüm canlı yaşam sona ererken, ve uzmanlar enaz 75 yıl süre ile canlı hiçbir şey yetişmez, ot bile çıkmaz dedikleri yerlerde bombalamanın bir ay ardından yapılan incelemede, 1-2 kilometrelik alanda sadece 6 mabet ağacının yaşamaya devam ettiği görülmüştür. Ağacın inadına, yaşamabağlılık için gösterdiği dirence bakar mısınız?

*
Başkan Neyişçi, “Mabet ağacı, atom bombasının bile yaşamını sonlandıramadığı, kentlere son derece uyumlu, mevsimlerin değişimini görmeyenlere bile, bunu açıkça hissettirebilen bir ağaç türüdür. Bu nedenle bu ağaç, yaygın biçimde “umut taşıyan” ağaç olarak da anılmaktadır. Antalya kent cadde ve sokaklarının ağaçlandırılmasında mabet ağacının kullanılmasını, bunun yaygınlaştırılmasını Ormancılar Derneği olarak istiyoruz. Yurt üzre “umut” artarak çoğalsın” Demektedir.

*
Katılımcılar, yapılan konuşmaların ardından Meydan Kavağı’nda oluşturulan park alanında, kazılan yataklara, yanlarında getirdikleri Mabet ağacı fidanlarını, umut ve neşe içinde dikerek, vatana millete hayırlı olmasını, dünya barışına ve kardeşliği katkı koymasını, savaşların uzak olmasını dileyerek diktiler.
Aynı alana sadece Mabed ağaçları değil, Hiroşima kentinin simgesi de olan ilk çiçek konumundaki Nerium oleander bizim bildiğimiz adıyla “Zakkum” fidanları da dikilerek parkalanı ağaçlandırılmış oldu.
Belediye yetkilileri, Muratpaşa Belediyesi’nce Meydan Kavağı’nda oluşturulan Gezi Parkı'na dikilen ağaçlara her yıl yeni ağaçlar dikilerek bir "Umut Ormanı" oluşturulmasının hedeflendiğini söylemektedirler.

*
Fidan dikimi ve umut ormanı oluşturma etkinliğine Muratpaşa Belediyesi adına Başkan Vekili İbrahim Cephaneci, TODBA (Türkiye Ormancılar Derneği Batı Akdeniz) Şube Başkanı Prof. Dr. Tuncay Neyişçi ve projeye inanan çevreciler katılmışlardır. İbrahim Cephaneci ve Tuncay Neyişçi ilk Umut Ağacı fidanını yerine birlikte dikmişlerdir.

*
Muratpaşa Belediye Başkan Vekili İbrahim Cephaneci, "Oluşturacağımız "Umut Ormanı" ile, her zaman barıştan, kardeşlikten, özgürlükten, huzurdan yana olduğumuzu göstermek istiyoruz. Bizler cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesini benimsemiş insanlarız. Bu umut ve barış ormanını, savaşlar olmasın diye oluşturuyoruz.” Demiş.

* TODBA Şube Başkanı Prof. Neyişçi, Bu park ile atom bombasına direnen ağaçlardan oluşan bir "Umut Ormanı" oluşturacağız." İfadesini kullanmıştır. Ben, aynı saatlerde bir başka toplantım olduğu için bu ağaç dikim törenine katılamadım, ama bu yapılan çok yerinde girişimi takdir etmemem, sessiz kalmam anlamına gelmiyor. Düşünen, kotaran, emeği geçen herkese içten teşekkürler. Antalya’ya daha çok yeşil yaraşır, ağaç kesmeyi değil, daha çok ağaç dikmeyi düşünelim, derim.

Yavuz Ali Sakarya 5 Ağustos 2017, Antalya

NOT:
Yavuz Ali Sakarya'nın Bu ayki "AYDA BİR BİZDEN BİRİ" Sayfasında "ŞİİRİN EFENDİSİ YUNUS YAŞAR" yazısı ile; "Ansan KİTAP KULÜBÜ" Sayfasında "NE OKUYALIM?" Başlıklı yazılarını Ağustos 2017 Bültenimizden okuyabilirsiniz...Bülteni Dernek adresimizden ücretsiz temin edebilirsiniz...







Antalya Sanatçılar Derneği-Fikret Otyam Sanat Parkı içi-Konyaaltı Caddesi-Muratpaşa / Antalya (0242 248 00 08-ansansanat07@gmail.com)
Facebook Sayfası için(Tıklayınız) web=0535 622 43 16(Mustafa Ceylan)ceylanmustafa_07@hotmail.com